İnsanların Kalplerine Dokunan Bir Prens'in Öyküsü , Türkiye'nin Uluslararası Sanatçısı " Ersin Faikzade "
Küresel Barış Elçisi "Ersin Faikzade'nin Hayatı" 
Eşsiz sesiyle; kulaktan kulağa yayılarak dünyanın gönlüne taht kurdu
ERSİN FAİKZADE
O DÜNYANIN EN YAKIŞIKLI BARIŞ ELÇİSİ OLARAK ADLANDIRILIYOR ADETA KALBİ GİBİ.
SANATI VE DÜNYAYA KATTIKLARI TARTISILMAZ. Çok yönlü bir sanatçı, Büyük ustadlar ondan hep övgü ile bahsediyorlar.
Asaleti,özel kıyafetleri, tavırları ve inanılmaz güçlü sesi ile gittiği ülkelerde hep baş tacı o...
Tanrı ona muhteşem güzellikte bir ses, yetenek ve insanlık vermiş.
Bugün; öyküsüyle sizlerde üzüntü, şaşkınlık ve hayranlık duyguları yaşatacak bir konuğumla karşınızdayım. Ersin Faikzade.
Onu araştırıp onun dünyasında gezinirken anladımki; kendine güneşi örnek alan kimseyi, hiç bir şeyle korkutamazsınız.
Batmaktan korkmaz ve yeniden doğmaktan usanmaz.
Ersin, 1983 yılında İzmir'de Selanik göçmeni bir anne ve İzmir'li bir babadan dünyaya geldi.
Annesi MS hastası olarak uzun yıllar yatağa bağımlı ve bakıma muhtaç halde cihazlarla yaşamını sürdürdü. Babası inancına sıkı sıkıya bağlı ve buna uygun yaşayan bir sufiydi.
Annesinin iyileşmesi için çok çırpındı Ersin. Ona yakın olmak için hastanenin soğuk zemininde uyuduğu çok olmuştur.
Babasıda annesi için varını yoğunu harcıyordu.
İngilizce öğretmeni bir Zehra Teyze vardı. Annesinin her türlü bakımıyla yakından ilgilendiği için, Ersin ona çok dua ediyordu.
Zehra Teyze birgün ona "Seni İngiltere'ye göndereceğim" deyince "Annemi bırakmam" dedi Ersin. "Kadıncağız anne ve babamı yalnız bırakmadı ve onları da ikna etti. Beni okumam için İngiltere'ye yolladılar" diyor Ersin.
Onu yolcu ederlerken; "Tüm dünyaya ışık olacaksın. Her ülkede annen gibilere yardım edeceksin" dediler.
Bu fikirle gitti Ersin. Durmadan yeni insanlar tanıdı. Kontak kurduğu insanları listeledi. Kimseyle bağlantısını kesmedi. İngiltere ona dünyanın kapılarını açtı.
Ailesinin istediği gibi biri oldu Ersin. Şu anda dünyadaki müzik otoriteleri tarafından dünyanın en güçlü sesleri arasında gösteriliyor.
Sesini, sevgi dolu yüreğini, hasta ve yardıma muhtaç insanlar için adamış durumda. Yaptıklarıyla doğu ve batı arasında köprü görevi görüyor. Onu Pakistan da bir hayır kurumunda çalışırken yada dünyanın en sonunda Paraguay'da hastanede hastalara moral günleri tertip ederken ,Arjantin'de, Şili de insanlık için konserler verirken görebilirsiniz.
- "Hatay'a yılda 4 - 5 kez geliyorum" diyordu Ersin. "Nuri Üysen manevi babam gibidir. Annemin rahatsızlığında hep ziyaretine gelirdi. Babamı kaybettikten sonra bana; "Haydi İskenderun'a gidiyoruz" dedi. Orada TSM korosu ile birlikte konser verdim. Babam öldükten sonra beni hiç yalnız bırakmadı. Allah ondan bin kere razı olsun"
Hatay'lı bir işadamı hakkında bunları duymak, hemşehrisi olarak elbette beni gururlandırıyordu. Ersin'le tanışmamıza vesile olan da, Ersin'in kendi ülkesinde yeterince tanınmamasına karşı abla şefkatiyle bir şeyler yapma çabasında olan Hatay'lı Tulgay Fırıncıoğullari hanımefendidir. Ona da buradan saygılar.
- Hayat felsefen nedir Ersin?
- "Ben iyiyi seçiyorum, güzeli , yaşamı seçiyorum. Tepemde parlayan güneşi, ayı, pırıldayan yıldızları seçiyorum. Sevgiyi, aşkı, huzuru, mutluluğu seçiyorum. Bağımsız, Özgür, uçarcasına yaşamayı seçiyorum. Her adımda, her anda güzellikleri yaşatmayı seçiyorum. Varken yok, hiçken her şey"
Birde bir kitabi var Ersin'in. Prenses Süreyya'yı anlattığı; "Aşktan ölmek" adlı bir kitap.
Cesur bir yürek, hangimiz tanımadığımız coğrafyalara, ülkelere, kasabalara gidipte sevgi peşinden koşarız? Binlerce kalpte ve her dilde dinde dua edeni olan bir sanatçı. Türkiye 'nin evladı.
Çok zarif, şık bir genç ve sportif, yani Mustafa Kemal Atatürk'ün tam istediği gibi bir sanatçı.
O kulaktan kulağa, kalpten kalbe yol alarak yükseliyor. Diğerleri gibi değil ve hiçbir zamanda olmayı düşünmüyor. O bu özelliğiyle diğerleri gibi parlayıp sönen mum alevine benzemeyecek. Eminim önemli sanatçılar gibi hep hatırlanacak.
Bugün; öyküsüyle sizlerde üzüntü, şaşkınlık ve hayranlık duyguları yaşatacak bir konuğumla karşınızdayım. Ersin Faikzade.
Onu araştırıp onun dünyasında gezinirken anladımki; kendine güneşi örnek alan kimseyi, hiç bir şeyle korkutamazsınız.
Batmaktan korkmaz ve yeniden doğmaktan usanmaz.
Ersin, 1983 yılında İzmir'de Selanik göçmeni bir anne ve İzmir'li bir babadan dünyaya geldi.
Annesi MS hastası olarak uzun yıllar yatağa bağımlı ve bakıma muhtaç halde cihazlarla yaşamını sürdürdü. Babası inancına sıkı sıkıya bağlı ve buna uygun yaşayan bir sufiydi.
Annesinin iyileşmesi için çok çırpındı Ersin. Ona yakın olmak için hastanenin soğuk zemininde uyuduğu çok olmuştur.
Babasıda annesi için varını yoğunu harcıyordu.
İngilizce öğretmeni bir Zehra Teyze vardı. Annesinin her türlü bakımıyla yakından ilgilendiği için, Ersin ona çok dua ediyordu.
Zehra Teyze birgün ona "Seni İngiltere'ye göndereceğim" deyince "Annemi bırakmam" dedi Ersin. "Kadıncağız anne ve babamı yalnız bırakmadı ve onları da ikna etti. Beni okumam için İngiltere'ye yolladılar" diyor Ersin.
Onu yolcu ederlerken; "Tüm dünyaya ışık olacaksın. Her ülkede annen gibilere yardım edeceksin" dediler.
Bu fikirle gitti Ersin. Durmadan yeni insanlar tanıdı. Kontak kurduğu insanları listeledi. Kimseyle bağlantısını kesmedi. İngiltere ona dünyanın kapılarını açtı.
Ailesinin istediği gibi biri oldu Ersin. Şu anda dünyadaki müzik otoriteleri tarafından dünyanın en güçlü sesleri arasında gösteriliyor.
Sesini, sevgi dolu yüreğini, hasta ve yardıma muhtaç insanlar için adamış durumda. Yaptıklarıyla doğu ve batı arasında köprü görevi görüyor. Onu Pakistan da bir hayır kurumunda çalışırken yada dünyanın en sonunda Paraguay'da hastanede hastalara moral günleri tertip ederken ,Arjantin'de, Şili de insanlık için konserler verirken görebilirsiniz.
- "Hatay'a yılda 4 - 5 kez geliyorum" diyordu Ersin. "Nuri Üysen manevi babam gibidir. Annemin rahatsızlığında hep ziyaretine gelirdi. Babamı kaybettikten sonra bana; "Haydi İskenderun'a gidiyoruz" dedi. Orada TSM korosu ile birlikte konser verdim. Babam öldükten sonra beni hiç yalnız bırakmadı. Allah ondan bin kere razı olsun"
Hatay'lı bir işadamı hakkında bunları duymak, hemşehrisi olarak elbette beni gururlandırıyordu. Ersin'le tanışmamıza vesile olan da, Ersin'in kendi ülkesinde yeterince tanınmamasına karşı abla şefkatiyle bir şeyler yapma çabasında olan Hatay'lı Tulgay Fırıncıoğullari hanımefendidir. Ona da buradan saygılar.
- Hayat felsefen nedir Ersin?
- "Ben iyiyi seçiyorum, güzeli , yaşamı seçiyorum. Tepemde parlayan güneşi, ayı, pırıldayan yıldızları seçiyorum. Sevgiyi, aşkı, huzuru, mutluluğu seçiyorum. Bağımsız, Özgür, uçarcasına yaşamayı seçiyorum. Her adımda, her anda güzellikleri yaşatmayı seçiyorum. Varken yok, hiçken her şey"
Birde bir kitabi var Ersin'in. Prenses Süreyya'yı anlattığı; "Aşktan ölmek" adlı bir kitap.
Tüm Dünya'ya mâl olmuş, "Elmas Çocuk" lakaplı Ersin Faikzade'nin; uzun yıllar süren araştırmalar ve hatırı sayılır tarihi arşivleri ile yazılmamış olanı yazdığı, yakın tarihe ışık tutan bir kitap bu.
Faikzade; Prenses Süreyya hakkında bilinmeyenleri derlediği romanında, aşkıyla vatanı arasında kalan bir kadının duygularını en yalın biçimde kaleme almış. piyasaya çıktiğı anda bestseller oldu kitap ; gerçeklik, aşk, siyaset ve tarihle harmanlanmış bir sentez.
Sayfaları arasında geçmişe yolculuk yapacağınız bu kitap daha çok ses getiriyor.Ve sirada Iran Kraliçesi Farah Pehlevi 'yi yaziyor hemde Kralice Farah'in destekleri ile.
Ersin Faikzade'yi araştırırken yaşamına sığdırdığı güzelliklerle başım döndü.Cesur bir yürek, hangimiz tanımadığımız coğrafyalara, ülkelere, kasabalara gidipte sevgi peşinden koşarız? Binlerce kalpte ve her dilde dinde dua edeni olan bir sanatçı. Türkiye 'nin evladı.
Çok zarif, şık bir genç ve sportif, yani Mustafa Kemal Atatürk'ün tam istediği gibi bir sanatçı.
O kulaktan kulağa, kalpten kalbe yol alarak yükseliyor. Diğerleri gibi değil ve hiçbir zamanda olmayı düşünmüyor. O bu özelliğiyle diğerleri gibi parlayıp sönen mum alevine benzemeyecek. Eminim önemli sanatçılar gibi hep hatırlanacak.
Ona; 'Türkiye'nin Elmas Çocuğu' lakabı boşuna verilmemiş. Elmas yerin altından çıkıp çok zor işlemlerden sonra son halini alıyor. Acılar , hastalıklar, hüzünler ve kayıplar da onu o kadar işlemiş ve olgunlaştırmışki bu ünvan ile taçlandırılmıştır.
Sevgi emekti, özveriydi , Ersin'i yaşamında çok üzenler, yarı yolda bırakanlar, kalbini kıranlar olmuş ama o herşeyin üstesinden gelip her seferinde bir anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmuş.
Belliki günümüz mevlevilerinden biri. Yüzü dünyevi hayata dönük değil. Gönül gözü açık olanlarla birgün bir yerlerde yolları kesişiyor. Manevi yönü o kadar güçlüki! Anlaşılan atalarından aldığı bu güç onu yolundan çıkarmıyor.
Aldığı ödüller, ünvanlar o kadar çok ki! Yıl yıl resmi web sitesinde sıralanmış. Bu siteden videoları ile birlikte izleyebilir, okuyabilirsiniz.
Özellikle 29 ülkede insani projeler yapmış 6 devlet nişanı ile onurlandırılmış, 2014 yılında halk oylaması ile "Dünyaya ilham veren kişiler" listesine alınmıştır.
Dünyaca ünlü olan İran'ın efsane sesi Sattar, ona el vermiş Los Angeles'te 'Simin bari' şarkısına düet yapmışlar, bu şarkı müzik listelerinde zirve yapmıştır.
Faikzade; tüm İranlı'ların hayranlığını kazanmıştır.
İspanya'da Pedro Morales ile düet aşk sarkıları cd'si yapmıştır..
Türkiyede değerli şair Ahmet Selçuk İlkan ile müzik cd'si yapmışlardır.
Pakistan 'da 'İnsanlık Barış Elçisi' ilan edilmiştir.
Almanyada 2016 yılında 'Kahramanlık Madalyası' almıştır.
Çok sevdiği Paraguay, onu hemşerisi ilan etmiş ve ona Paraguay'da yaşam hakkı vermiştir. Faikzade; latin dostları ve komşuları ile her yıl bu latin ülkesinde yaşamaktadır.
İngiltere'de ona 'Gal Onur Nişanı' verilmiştir.
Her yıl 31 ağustos'ta Prenses Diana'nın ölüm yıldönümlerinde Kensington Sarayı'na konuk olarak davet edilmektedir.
İtalya ve Fransa'da 'Eşitlik ve Kardeşlik madalyası' verilmiştir.
Şili'de; evet doğru duydunuz, dünyanın en uzak ülkesinde onur madalyası almıştır.
11 Mayıs 2020'de ise 'Dünya İnsan Hakları Komisyonu Başkanı' Prof.Rafal Marcin tüm dünyaya onun 'Küresel Barış Elçisi' olduğunu ilan etmiştir. Videoları izlerken Faikzade'ye duyulan sevgi ve saygıya tanık olacaksınız.
Davet edildiği ülkelere saygısından dolayı o ülke insanları gibi giyinmekte ve her giydiği ona yakışmaktadır. Kimileri ona 'Kalplerin Prensi' diyor çünkü kalplere dokunuyor. Kimileri evlat gibi bağrına basıyor.
Ersin hiç büyümeyecek bir çocuk kalbine sahip. O yüzden herkes onun anne ve babası olmuş. Sufi babasi 2011' de , gözü gibi baktığı, hastalığında altını elleriyle açıp temizlediği, karnını doyurduğu anneciği ise, Ersin'in doğum gününde yani 7 ağustos 2014' te ne yazıkki hayata veda etmiştir. Acılar onu dahada güçlendirmiş olarak şimdilerde tüm dünyaya ulaşmaktadır.
Ne yazıkki kendi öz ülkesinde pek tanınmıyor. TÜRKİYEM'in en çok ilgiyi hak eden bu evladını bağrına basmasını diliyorum. Sosyal medyada kendi çabalarına ilaveten sizde bu amacına katkı sağlayıp bu yazıyı sayfanızda paylaşırsanız sevinirim.
Yolun hep açık olsun Ersin Faikzade ...
http://www.ersinfaikzade.com



























Yorumlar
Yorum Gönder